Categories
Uncategorized

Bireysel-toplumsal çözüm (Behiç Ak)

(Kaynak: Cumhuriyet, 04 Ağustos 2021, https://www.cumhuriyet.com.tr/cizerler/behic-ak/kim-kime-dum-duma-1857730)

Categories
Uncategorized

Heykeldeki neşe

La Ribambelle Joyeuse (The Joyful Ribambelle) by Tom Frantzen, Troyes

Denize gidemeyenlere…

Categories
Uncategorized

Yok ederek var olmak! (Tarık Şengül)

“Şiddet üzerine önemli değerlendirmelerden birini Einstein ile savaş ve şiddet konusundaki fikir alışverişi çerçevesinde Freud yapmıştır. Aklında savaşın yıkıcılığı Einstein, otoritesine güvendiği Freud’a “insanı nefret ve yıkıcılık psikozuna karşı korumaya alacak bir zihinsel evrim mümkün müdür” diye sorar.

“Niçin Savaş” başlıklı yazısında Freud, bu soruya yönelik yanıtını bireyin psikolojisi düzleminde vermeyi reddeder; doğru düzlem için bireyi sarmalayan toplumsal düzene ve kendisi bir kurucu şiddetin sonucu ortaya çıkmış adalet ve hukuk sistemine işaret eder. Nefret ve yıkıcılık gibi ölümü taşıyan dürtüler de, dayanışma ve koruma gibi yaşama işaret eden dürtüler de insanın psişik dünyasında taşıdığı özellikleridir. Ancak bu iki dürtü arasındaki mücadelenin verildiği asli yer toplumsal düzenin kurulduğu alandır. Einstein’in umduğu zihinsel evrimin gerçekleştiği yer de bu alandır. (…)”

Prof. Dr. Tarık Şengül’ün yazısının bütünü: https://www.birgun.net/haber/yok-ederek-var-olmak-348894

Categories
Uncategorized

Paris’in Kadın Heykelleri

Paris’e buz kesici bir soğuğun olduğu ve havanın çoktan karardığı bir Şubat akşamı elimde ağır bavullarla Saint-Michel meydanındaki bir metro çıkışından çıkıp, kalacağım yurdun yerini kestirerek yürümeye başladım. O sırada karşıma çıkan ve bir sahne dekorunu andıran Saint-André-des-Arts meydancığının masalımsı görüntüsüyle içim ısındı; bütün yorgunluğuma, soğuğa, önümdeki bilinemezliklere karşın, kendimi kibritlerini yakıp ısınan kibritçi kız kadar iyimser hissettim. O gün bugündür bulunduğum kentte dikkatimi çeken şeylerden biri kentin dört bir yanına serpiştirilmiş kadın heykelleri…

Lüksemburg Bahçeleri’ndeki François Sicard’ın George Sand Heykeli (kişisel arşiv)  

Paris’te güzel yapılar kadar çok sayıda heykel ve anıt da kenti süslüyor. Benim ilgimi çeken şey, bu heykellerin ağırlıkla kadınları yansıtması… Elbette çok farklı türden, soyut, hatta tam olarak insan biçimli olmayıp, yarı insan, yarı hayvandan oluşan heykeller de var, ama kadın heykellerinin kentteki sıklığı da tartışma götürmez. Heykellerin birçoğunun çok eskiden beri yerinde olduğunu düşünmesem, kadın belediye başkanının parmağı mı var bu işte diyeceğim, aynı bizde Profesör Yılmaz Büyükerşen’in Eskişehir’e bıraktığı izler gibi. Her koşulda, belli ki Paris kadınları seviyor ve kamusal alandaki birbirinden estetik ve simgesel kadın heykelleriyle de bu sevgisini taçlandırıyor.

Louvre Müzesi’nin Bahçesindeki Aristide Maillol’un La Nuit Heykeli (kişisel arşiv)

Paris’te her yerde kadından esinlenmiş sanat eserlerinin izini sürebilirsiniz. Örneğin, kentin sevilen yerlerinden olan Lüksemburg Bahçeleri’ndeki bir dizi, beyaz mermerden yapılmış ve parkın çeşitli noktalarındaki büstler üzerinde sergilenen, Fransa tarihinin çeşitli dönemlerinde yaşamış olan Fransa kraliçeleriyle işe başlayabilirsiniz. Ardından, Louvre Müzesi’nin bahçesindeki bronzdan yapılma, çeşitli pozisyonlardaki tombik kadın heykellerine bir göz atıp, neşelenebilir ve kentin ana kavşaklarındaki oksitlenmiş bronzu yeşile çalan büyük tarihi anıtların küçük birer parçası olan kadınların kırılgan bedenlerine hayran kalabilirsiniz. Geniş bulvarlardaki görkemli apartmanların üzerindeki kabartmalara, hatta kapı tokmaklarına bakınca göreceğiniz ilk öğe yine, büyük olasılıkla kadınlar olacaktır. Yapı cephelerinde sütun işlevi gören kadınlar, pencere çıkıntılarının altındaki kabartmalarda aşk yapan kadınlar, çevresi çocuklarla sarılmış kadınlar, herhangi bir ara sokaktaki bir yapının önünde bir banka oturmuş, eli yüzüne dayalı düşünen kadınlar, kapı tokmaklarındaki kadın başları gibi sonsuz sayıda kadın Paris’i güzelleştiriyor.

Rue Bonaparte’da Andras Lapis’in Sous le chapeau Heykeli (kişisel arşiv)

Kentteki bütün bu kadın heykel ve süsleme öğesi çokluğu bana kadının Fransız kamusal yaşamının ne denli vazgeçilmez bir parçası olduğunun bir göstergesi gibi göründü. Türkiye’nin heykel anlayışıysa, belli; yakın zamanda Türkiye’nin kentlerini simgelemesi için yapılan heykellerin ‘kitsch’liği ve bu heykeller için ayrılan kamu kaynakları yeniden tartışma konusu oldu. İşin bu estetik ve ekonomi-politik yönleri kadar sosyo-kültürel yönü de önemli. Nasıl toplumsal yaşamımızda kadının adı henüz yeterince yoksa (Zeynep Altıok Akatlı 10 Haziran 2021 tarihli Birgün’deki köşe yazısına öldürülen onlarca kadının adını anarak, yerden göğe kadar haklı olarak “Kadının adı var” diye başlık attı; ama istediğimiz biçimiyle değil ne yazık ki) kentlerimizde de kadının ‘yüzü’, yani heykeli yok. Kadın heykellerine karşı işlediğimiz suçlar ortada: heykelden bile olsa kadına katlanamıyor, kadın heykellerini taciz ediyor, olmadı gözümüzün göremeyeceği bir yerlere kaldırıyor, çevresini çitliyor ya da onlara açıkça şiddet uyguluyoruz. Gerçeğine ne yapıyorsak, aynısını imgesine de yapıyoruz. Bu davranışımız da bizim kadının toplumsal yaşamdaki yerine bakışımızı birebir yansıtıyor. Kadın balmumu, bronz ya da mermer olarak bile kamusal yaşamımızda ancak bu kadar yer alabiliyor.

Rue de Turbigo’daki Antoniucci Volti’nin Harmonie’si (kişisel arşiv)

Kentlerimiz kadının görüntüsünü özlüyor.                

Kaynaklar

EUTouring.com (t.y.). “HD photos of Paris statues and sculptures with a map showing their locations”. https://www.eutouring.com/images_paris_statues.html

Paris Insiders Guide (t.y.). “The 20 Queens Of The Jardin du Luxembourg”. Erişim: https://www.parisinsidersguide.com/20-queens-of-jardin-du-luxembourg.html

Categories
Uncategorized

Bir emek mücadelesi olarak ekolojik aktivizm-2 (Mert Karaca)

“Geçtiğimiz haftaki yazımda, içinde bulunduğumuz ekolojik krizin kapitalist üretim biçiminden ayrı düşünülemeyeceğinden bahsetmiştim. Bu hafta ise geçen haftaki giriş bölümünde bahsettiğim kır-kent ikiliği üzerinden çevre mücadelesini tartışacağım ve neler yapabileceğimize dair fikirlerimi sunacağım.

Dünya ve Türkiye’deki örneklerine baktığımızda, kırsaldaki politik hareketlenmelerin hemen hepsinin temelinde doğaya bir referans olduğunu görürüz. Akarsular ve ormanlar birçok direnişin merkezinde yer alsa da bunun en sık rastladığımız biçimi toprak üzerinden gerçekleşiyor. Burada hatırlatmak istediğim iki şey var: Birincisi, toprak üzerinden yapılan mücadelelerin mülkiyet odaklı değil üretim odaklı olduğu. Yani köylü toprağı için mücadele ederken satıp nakde dönüştüreceği bir şey için değil, üzerinde üretim yapacağı bir şey için mücadele ediyor. Bir başka deyişle, kırsalda doğanın değişim değerinin yanında kullanım değerinin de hâlâ önemli olduğunu görebiliyoruz. İkinci hatırlatmak istediğim şey ise bu olgunun romantize edilmemesi hususu. Tarihte istisnaları olsa da genellikle köylünün büyük şirketlere karşı verdiği mücadelenin temelinde bir doğa sevgisi ya da ekolojik bilinç yatmıyor. Kendi somut koşullarından doğan bir gereklilikle bu mücadele veriliyor. (…)”

Mert Karaca’nın yazısının bütünü: https://www.birgun.net/haber/bir-emek-mucadelesi-olarak-ekolojik-aktivizm-2-348192

Categories
Uncategorized

Dar Paris Sokaklarının ‘Göbekli’ Apartmanları

Dar Paris sokaklarının mimarisine bir örnek (Fotoğraf: kişisel arşiv)

Hareketlilik ve yayalaştırma konulu bir araştırma için geldiğim Paris’te kaldığım araştırmacı yurdu Paris’in merkezindeki eski dar sokaklardan birinde yer alıyor. Zemin katın altındaki yazıcı odasının taş duvarında 1930’lu bir tarihin kazılı olduğunu fark ettiğim yurt yapısını çevreleyen bitişik düzen apartmanların her biri gözüme ortaçağdan kalmış gibi görünüyor. Bunda dar sokağın etkisi olduğu gibi, kremin tonlarındaki eskimiş boyayla kaplı, kirli cepheleri olan balkonsuz dört-beş katlı apartmanların kol kola girmiş kardeş havasının da etkisi var.

Genelde giriş katta kemerli ve mavi ya da kırmızı ahşap kapıları olan bu apartmanlara bir kodu tuşlayınca bir kanadı otomatik olarak kısa bir süreliğine açılan bu bir at arabasının sığabileceği büyüklükteki kapılardan giriliyor. Ama sanmayın ki orada iş bitti ve hemencecik apartmanın (buradaki adıyla bizdeki eve karşılık gelen maison’un) içindesiniz. Genelde sokakta sizi karşılayan ilk kapı önünüzdeki ilk engel, bir tür kale kapısı gibi… Yapının kullanımına göre, ana kapıdan girince ya kendinizi bir iç avluda bulup, kendi daire kapınıza yöneliyorsunuz ya da posta kutularının olduğu küçük bir holde, yani daha az estetik ve daha çok işlevsel olan, anahtarla açılan ikinci bir giriş kapısının önünde… Özetle kendi daire kapınıza ulaşana göre en az iki kapıdan geçebilmeniz gerekiyor. Parisliler apartmanların güvenlik sorununu bu biçimde, Türkiye’de kapıcılık işkolunu ortadan kaldırmak dışında hâlâ ne işe yaradığını pek anlamadığım site ya da apartman güvenlik görevlileri işleyişine gerek duymadan teknolojik ve fiziksel önlemlerle çözüveriyorlar.

Paris’in bu kol kola girmiş eski apartmanlarına sevecenlik beslememin bir başka nedeni daha var. Camlarındaki saksılarından kaktüs, sardunya gibi bitkiler taşan ve üzerlerinde estetik bir sokak lambası ya da yapının duvar eklemlerini bir tür vida gibi birleştirmeye yarayan, uçları kıvrımlı büyük demirler gibi yalın süsler de eksik olmayan bu yapılardan kimileri açık bir biçimde göbekli… Yani yapı tam ortasından bel vermiş gibi. Genellikle aynı sıradaki bütün apartmanlar ‘göbekli’ olmadığı için, sokak daha hareketli bir görünüm kazanıyor. İlk bakışta insana bu can ciğer kuzu sarması apartmancıklar kol kola girmiş oynuyor gibi geliyor. Bu göbekli apartmanların zaman içinde yapının bozulması sonucu mu böyle olduğu, yoksa baştan mı böyle aşağıda şişkin yukarı doğru ince ve uzun planlandığını ne yazık ki bilemiyorum, ama büyük olasılıkla mimari tasarımları böyle olsa gerek. Bu yapısal biçimin mimari anlamda yapının güçlülüğü ya da sokağın perspektifiyle bir ilişkisi olabilir.

İnternette “Paris’in göbekli apartmanları” diye Türkçe, İngilizce aratınca elbette, bir bilgi bulamadım. Bir tek benim dikkatimi çekmiş olabilir mi? Sanmıyorum. Wikipedia’da “Architecture of Paris” maddesi Paris mimarisinin oldukça detaylı ve dönemlere göre bir anlatımını içeriyor. Orada ev mimarisine ilişkin de, yine az da olsa, bilgi bulabilirsiniz. Örneğin, Orta Çağ Paris’inde evlerin genellikle dört-beş katlı, uzun ve dar yapılar olduğunu, taş bir zemin üzerinde ahşap kirişlerden yapıldığını ve yangınları engellemek için duvarların beyaz sıvayla kaplandığını oradan öğreniyoruz. Zemin katta genellikle bir dükkânın bulunduğunu ve taş yapılarda yalnızca varlıklı kesimin yaşadığını da… Aynı maddeye göre, Paris merkezinde 16-17. yüzyıllardan günümüze kalmış, birkaç yapının ahşap kirişleri dışarıdan da görülebiliyor. Ahşap kirişleri dışarıdan görülebilen evlerle geçen hafta aşı olmak için gittiğim Provins kentinin tarihi bir pazaryeri olan tepesindeki minik köyde de karşılaştım. Türkiye’de kimi kırsal bölgelerde de bu ahşap ve sıva karışık, geleneksel yapı biçiminin olduğunu az çok anımsıyorum.

Bu dar Paris sokaklarındaki bitişik düzen yaşam kendine özgü bir toplumsallaşma ve yaşam biçimi de yaratıyor, kaçınılmaz olarak. Tarihte de böyleymiş ki Casey Harison (2020) Modern Zamanlarda Paris başlıklı kitabında devrim öncesi Paris’inin bir mahalle toplumsallığından söz ediyor. Harison’a göre, eski rejimin Paris mahallelerinde değişik sınıflardan kimseler, aileler bir arada, aynı apartmanlarda yaşıyorlar. Bekleneceğinin tersine üst sınıflar giriş katta sahip oldukları dükkânların hemen üstünde, daha düşük gelirlilerse, üst katlarda… Bugünden bakınca, apartmanların alt katlarında yaşamak hem sokağın tozu dumanına ve gürültüsüne daha açık olmak, hem de iki yanı yüksek apartmanlarla kaplı sokakların darlığını düşününce, daha az hava ve güneş ışığı almak demek olduğu için, geçmişteki bu sosyo-mekânsal ayrışma bir parça şaşırtıcı kaçıyor. Belki, o dönemdeki kent nüfusunun azlığı ya da kent yaşayanlarının kalabalık ve gürültülü ortamlarda yaşamaya daha alışkın olması sınıfların bu mekânsal seçimini açıklayabilir.

Kendi adıma, bu anlattığım türden dar bir sokağın hemen birinci katındaki küçük bir stüdyo dairede kalmanın sokağın gürültüsüyle gün boyu iç içe yaşamak demek olduğunun ve bundan yakınmanın boşunalığının çoktan farkına vardım. Sokağın toplumsallığı önüne geçilemez bir gerçek burada… Genci yaşlısı, konuşmayı seven Fransızların toplumsallaşma mekânlarının başlıcasını sokak oluşturuyor.  Bunu parası olan için kahveler (ki geçenlerde kahve teraslarının pandemiden sonra ilk kez yeniden açılması halkta büyük sevinç ve bir kutlama havası yarattı), parası olan olmayan içinse yine, Harison’ın da kitabında Bois de Boulogne kent ormanından söz ederken belirttiği gibi, bütün sınıfların buluşma noktası olan kent parkları izliyor. Bu nedenle, Harison kent parklarını haklı olarak kenti demokratikleştiren öğeler olarak tanımlamış (2020, s. 121). Ben de küçük odamdan bunalıp, Paris’in en sevdiğim yeri olan ve kaldığım yere kısa bir yürüme uzaklığındaki Lüksemburg Bahçesi’ne ne zaman gitsem ve boş bir sandalyeye onca insanın arasına otursam, bu sevilen parkın açıkyüreklilikle yalnız Parislileri de içine davet eden büyük bir aileyi andırdığını düşünürüm. Sokağın toplumsallığını göz önünde bulundurunca, penceremin altında öbekleşip, bütün gün kakara kikiri eden, rap müzik dinleyip, hatta kendisi de rap performansları sergileyen genç liselilerin gürültüsüne ne kadar içerlesem boş, çünkü sokaklar da kentin parkları gibi herkesin ortaklaşa kullanımına açık, demokratik yerleridir.

Bir gün Paris’e yolunuz düşer de, kent merkezinin dar sokaklarında ‘göbek’ yapmış apartmanlar gözünüze çarparsa, bu notu anımsarsınız. Belki bu mimari biçimin gerekçesini de soruşturup, öğrenebilirsiniz ve bizleri aydınlatırsınız. 

Kaynaklar

Harison, C. (2020). Paris in Modern Times: From the Old Regime to the Present Day. Londra, İngiltere ve New York, ABD: Bloomsbury Academic.

Wikipedia (2021, 22 Mayıs). “Architecture of Paris”. Erişim: https://en.wikipedia.org/wiki/Architecture_of_Paris#Houses_and_manors

Categories
Uncategorized

Lağımın dibi… Asya… Bilim… Üniversite (Özlem Yüzak)

“Kanalizasyon çoktan patladı, lağım taştı ve ülke sathına yayıldı. İşin kötüsü medetin bir organize suç örgütü liderinin dijital ortamdaki video paylaşımlarındaki ifşalarından umuluyor olması. İnsan sormadan duramıyor, “Biz nereye koşuyoruz, dünya nereye? Eğitim almış ve bulabildiği ilk fırsatta kapağı yurtdışına atmak isteyen bir gençlik ile.. Pandemi ile birlikte dibe vurmuş bir ilk ve ortaöğretim sisteminin yarattığı kayıp nesil ile…Nereye?”  (…)”

Özlem Yüzak’ın yazısının bütünü:

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozlem-yuzak/lagimin-dibi-asya-bilim-universite-1841673

Categories
Uncategorized

Marmara öldü, sıra İstanbul’a mı geldi? (Yazgülü Aldoğan)

“Marmara Denizi, şubat ayından başlayarak sümük, balgam görünümünde bir maddeyle kaplandı. Önce görüntü kirliliği yaratan bu duruma, sıkıntı yok, küresel ısınma kaynaklı, doğal bir durum, geçer denildi. Bu kirlilik giderek Adaların, etrafından Gelibolu ve Gemlik Körfezi’ne 900 küsur km’lik kıyı şeridinin her yerine yayıldı. Katılaştı. Bir kısmı dibe çökerken bir kısmı suyun yüzeyini kapladı. Bilim insanları dibe dalarak araştırdı, mercanların, midye yataklarının, balık yuvalarının üzeri battaniye gibi örtüldü diye uyardı. Özellikle kalkan, pisi, vatoz gibi yassı balıklar için ölüm çanları çalmaya başladı. (…)”

Dr. Yazgülü Aldoğan’ın yazısının bütünü: https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/yazgulu-aldogan/marmara-oldu-sira-istanbula-mi-geldi-1841316

Categories
Uncategorized

Toplumsal mülkiyet ve kent hakkı üzerine Berlin’den kısa notlar (Deniz Schulze)

“2016’dan beri Berlin eyaletinin yönetiminde olan Kırmızı-Kırmızı-Yeşil1 koalisyon hükümeti geçtiğimiz sene başlarında, kentte aşırı yükselen kira fiyatlarına üst-limit getirilmesini öngören bir yasa önerisi hazırlamıştı. 23 Şubat 2020’de yürürlüğe giren ve “Kira Üst Sınırı” (Mietendeckel) adıyla anılan yasa dolaylı yoldan da olsa kentte yıllardır süregelen mücadelelerin bir eseriydi.

Söz konusu eyalet yasası ile birlikte bugün Berlin nüfusunun yaklaşık yüzde 85’ini oluşturan kiracılar gelecek 5 sene boyunca kira artışı tehdidiyle yaşamayacak, ev sahipleri ise kira üst sınırının ihlali durumunda para cezası ile karşılaşacaklardı2. Metrekare başına ortalama kira tutarının 2003-2013 arasındaki seviyeye geri çekilmesi anlamına da gelen uygulama, emekçilere yasal bir koruma ve güvence sağlıyordu. Fakat 15 Nisan 2021’de Federal Anayasa Mahkemesi, Berlin’de çıkan yasayı Federal Almanya Anayasası’na aykırı bularak iptal etti. (…)”

Deniz Schulze’nin yazısının bütünü: https://www.birgun.net/haber/toplumsal-mulkiyet-ve-kent-hakki-uzerine-berlin-den-kisa-notlar-345674

Categories
Uncategorized

Ayaklarınızı keşfedin… (Erdinç Utku)

“Brüksel’in çok kısa bir gece görüntüsü sonrasında bir bebek yalpalayarak annesine doğru yürürken fondaki etkili ses, “Özgürlük. Mutluluğa giden yol. Her adım bizi ileriye götürüyor. Yıllardır aradığımız özgürlük yolu işte bu” diyor. Bu arada çokkültürlü Brüksel’den gençlerin görüntüsü yansıyor ekrana. Belli ki çok ciddi bir keşif, olağanüstü bir buluş yapılmış. Bilim insanlarının önemli bir açıklama yaptığı ve bizleri insanlığa yön veren bir ürünle tanıştıracağı beklentisine kapılıyorsunuz. Tipik abartılı bir pazarlama jargonuyla Amerikanvari bir ürün tanıtımı yapılıyor. Müzikten görüntülerin sunumuna, ses tonuna her şey ince düşünülmüş. Sözü uzmanlar alıyor: “Kısa mesafeler için alternatif bir ulaşım yöntemi aramak için yıllar harcadık. Ve sonunda bulduk. Gururla sunuyoruz: Ayaklarınız!” (…)”

Erdinç Utku’nun yazısının bütünü: https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ayaklarinizi-kesfedin-1836506